kafein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kafein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2021 Pazar

Aralık 19, 2021

Sabah Aç Karnına Kahve İçmek




Çoğu ülkede tüketim seviyeleri neredeyse sudan sonra en popüler içecek; kahve.


İçeriğindeki kafein, daha az yorgun ve daha uyanık hissetmenize yardımcı olmasının yanı sıra, ruh halinizi, beyin fonksiyonunuzu ve egzersiz performansınızı iyileştirmeye yardımcı olabilir. Ayrıca kilo kaybını arttırabilir ve Alzheimer, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı gibi hastalıklara karşı korumada destekleyici olabilmektedir.


Bazı insanlar aç karnına kahve içmenin sağlığına zarar verebileceğini iddia etse de; bir çok insan sabahları ilk iş olarak kahve içmeyi çok sevmektedir. Özellikle öğle saatlerinde ilk öğünlerini yemeyi tercih eden ve aralıklı oruç yapan insanların, ilk öğünlerine kadar olan bu süreçteki sabah saatlerinde, kahve tükettikleri bilinir. Peki sabah aç karnına içilen kahve kime zararlı ya da faydaları var mı?


SİNDİRİM SORUNLARINA NEDEN OLUR MU?


Araştırmalardan bazıları, kahvenin acılığının mide asidi üretimini uyarabileceğini gösteriyor. Bu nedenle, bir çok insan kahvenin mideyi tahriş etmesiyle beraber, irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi bağırsak rahatsızlıklarının semptomlarını kötüleştirdiğini düşünüyor. Kimilerinde ise mide ekşimesi, ülser, mide bulantısı, asit reflüsü ve hazımsızlığa da neden olduğuna inanılıyor. 


Kahveyi aç karnına içip içmediğinize bakılmaksızın; araştırmalar, kahve ve sindirim sorunları arasında güçlü bir bağlantıyı henüz bulamıyor. Ancak, özellikle irritabl bağırsak sendromu teşhisi konmuş hastalarda, uzmanlar; kahvenin günlük tüketimini tamamen kesmek ya da oldukça azaltmak gibi yöntemlere giderek, iyi sonuçlar alabilmektedirler. Doktorlar bu teşhisi ve sürece yönelik tavsiyeleri, çoğunlukla bağırsak mikrobiyatası testlerine bakarak yapabiliyorlar. 


Bununla birlikte, insanların küçük bir kısmı kahveye karşı aşırı derecede hassastır ve bu kişlilerin yaşadığı mide ekşimesi, kusma veya hazımsızlık gibi semptomların sıklığı ve şiddeti; kahveyi ister aç karnına, isterse tok karnına içsinler; sabit kalmaktadır. 


Yine de, vücudumuzun nasıl tepki verdiğine dikkat etmek, her besinde olduğu gibi, kahvede de önemlidir. Kahveyi aç karnına içtikten sonra sindirim sorunları yaşıyorsanız, ancak tok karnına böyle bir sorun yaşamıyorsanız, tek yapmanız gereken kahve tüketiminizi buna göre ayarlamak.


Özetle, kahve mide asidi üretimini arttırır ancak çoğu insan için sindirim sorununa neden olmaz. Bu nedenle aç karnına kahve tüketmek bir çok insan için sağlığı tehdit eden bir şey olmayacaktır.



STRES HORMONU SEVİYESİNİ YÜKSELTİR Mİ?


Bir başka yaygın olan argüman ise, aç karnına kahve içmenin stres hormonu kortizol düzeylerini arttırabileceğidir. 


Kortizol; böbrek üstü bezleriniz tarafından üretilir ve metabolizmayı, kan basıncını ve kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. Yine de; kronik olarak aşırı düzeyler kemik kaybı, yüksek tansiyon, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunlarını tetikleyebilir. 


Kortizol seviyeleri, uyandığınız zaman doğal olarak zirve yapar, gün içinde düşer ve uykunun erken evrelerinde tekrar zirveye ulaşır. 


İlginç bir şekilde, kahve kortizol üretimini uyarır. Bu nedenle, bazı insanlar kortizol seviyelerinin zaten yüksek olduğu sabahları ilk iş olarak kahve içmenin tehlikeli olabileceğini iddia ediyor. 


Bununla birlikte, kahveyi düzenli olarak içen kişilerde kortizol üretimi çok daha düşük görünüyor ve bazı araştırmalara göre kortizolde hiç artış göstermediği görülüyor. Ayrıca, tok karnına kahve içmenin bu yanıtı azalttığına dair de çok az kanıt var. 


Dahası sık sık kahve içmeseniz bile kortizol seviyelerindeki herhangi bir artış geçici gibi görünüyor. Böyle kısa bir zirvenin uzun vadeli sağlık komplikasyonlarına yol açacağına inanmak için çok az neden olduğu aşikar.


Kısacası, kahve; stres hormonu kortizolde geçici bir artışa neden olabilir. Bununla birlikte, aç karnına veya yemekle birlikte içtiğinize bakılmaksızın, bunun sağlık sorunlarına yol açması da olası değil.


DİĞER POTANSİYEL YAN ETKİLER NELERDİR?


Kahveyi aç karnına içseniz de içmeseniz de bir kaç olumsuz yan etkisi olabilir.


Örneğin kafein bağımlılık yapabilir ve bazı kişilerin genetiği onları kafeine karşı özellikle hassas hale getirebilir.


Bunun nedeni, düzenli kahve alımının beyin kimyanızı değiştirebilmesi ve aynı etkileri üretmek için giderek daha fazla miktarda kafeine ihtiyaç duymasıdır.


Aşırı miktarda içmek endişe, huzursuzluk, kalp çarpıntısı ve kötüleşen panik ataklara neden olabilir. Hatta bazı kişilerde baş ağrısı, migren ve yüksek tansiyon ile sonuçlanabilir.


Bu nedenle çoğu uzman, kafein alımınızı günde yaklaşık 400 mg ile sınırlamanız gerektiği konusunda hemfikirdir. Bu 4-5 fincan kahveye eşdeğerdir. 


Etkileri yetişkinlerde 7 saate kadar sürebildiği için; kahve, özellikle günün geç saatlerinde içerseniz uykunuzu da bozabilir. 


Son olarak; kafein, plasentayı kolayca geçebilir ve etkileri hamile kadınlarda ve bebeklerde normalden 16 saate kadar daha uzun sürebilir. Bu nedenle hamile kadınların kahve alımını günde 1-2 fincan )240-480 ml) ile sınırlamaları önerilir.


Aç karnına kahve içmenin bu etkilerin gücünü veya sıklığını etkilemediğini de unutmamak gerekir.


Böylece anlıyoruz ki, çok fazla kahve içmek; kaygı, huzursuzluk, migren ve kötü uykuya neden olabilir. Bununla birlikte, aç karnına içmenin bu yan etkilerin sıklığını veya gücünü etkilediğini gösteren hiç bir kanıt yoktur.


SON BAKIŞ


Bir çok insan sabahları yemek yemeden önce ilk iş olarak kahvenin tadını çıkarmaktan çok keyif alır. Kalıcı efsanelere rağmen, çok az bilimsel kanıt, aç karnına içmenin zararlı olduğunu göstermektedir. Aksine, nasıl tüketirseniz tüketin, vücudunuz üzerinde muhtemelen aynı etkilere sahiptir.


Yine de aç karnına kahve içerken sindirim sorunları yaşıyorsanız, kahveyi yemek yedikten sonra ya da yemekle birlikte içmeyi deneyin. Bir gelişme fark ederseniz, rutininizi buna göre ayarlamak en iyisi olabilir.




Kaynaklar:


https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5696634/



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20070100/


https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5544304/


https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12741451/


https://www.acog.org/clinical/clinical-guidance/committee-opinion/articles/2010/08/moderate-caffeine-consumption-during-pregnancy?utm_source=redirect&utm_medium=web&utm_campaign=otn


https://health.gov/our-work/nutrition-physical-activity/dietary-guidelines/previous-dietary-guidelines/2015/advisory-report





16 Haziran 2020 Salı

Haziran 16, 2020

Koşudan Önce ve Sonra Kahve Tüketimi



Bazı insanlar, koşudan önce kahve içer ve asla bir sorun yaşamazlar. Fakat bazı insanlar ise; koşudan önce kahve içerse, mide ekşimesi gibi sorunlar yaşayabiliyorlar. Eğer, midenizle ilgili bir sorununuz yoksa ve sabahları kahve içmeye ihtiyaç duyuyorsanız; kahveyi koşunuzdan önce içmeniz öneriliyor. Ancak, koşudan önce kahve içmenin artıları ve eksileri var mı; öncelikle bunlara bir bakalım.

Koşu Öncesi Kahve İçmenin Artıları ve Eksileri 

Artıları:

-Zihinsel dikkat uyanıklığını destekler,
-Yağ yakımını hızlandırır,
-Hızı arttırabilir,
-Efor harcama algısında azalmaya neden olur.

Eksileri:

-Sindirim sorunları yapabilir,
-Baş ağrısına neden olabilir,
-Sinirliliğe neden olabilir,
-İdrarda artışa neden olabilir.

Artıları ve eksilerini; “yararları” ve “dezavantajları” ile; iki ayrı başlık altında ayrıntılı bir şekilde ele alalım:

Yararları Nelerdir

Koşudan önce; veya sporcu iseniz yarışmalardan önce, bir fincan kahve içmenin olumlu anlamda bir etkisi olduğunu görebilirsiniz. Kahveden kast ettiğimiz şey aslında kafein alımıdır. Kafein; antrenman öncesi tercih edilen bir takviyedir. Aslında, yapılmış bir araştırmaya göre, Olimpiyat sporcularının üçte ikisinden fazlasının, performanslarını arttırmak için kafein kullandığı tespit edilmiş. Kafeinin; kolayca ulaşılabilen ve çeşitli şekillerde bulunabilmesinden dolayı, kolay tercih edilebilen bir takviye olduğu söyleniyor. 

Kafein hakkında, bildiğimiz gibi uzunca bir süredir çeşitli bir çok araştırma yapılmıştır. Bu geniş kapsamlı çalışmalar çoğunlukla olumlu bulgularla sonuçlanmış. Yapılan çalışmaların ışığında; koşu öncesi alınan kafeinin; performansı ve dayanıklılığı arttırdığı ifade edilebilmektedir.

Bu belki, yine de her sporcuda değil; bazı sporcularda geçerli olabilir. Çünkü, kafeinin efor algısını azalttığı bilinmektedir. Yani, kafein aldıktan sonra; ne kadar spor yaparsanız yapın sanki vücudunuzu yeterince zorlamamışsınız gibi hissedebilirsiniz. Yeterince zorlanmadığınızı düşündüğünüzde, daha uzun süreli çalışmaları sürdürebileceğiniz düşünülüyor.

Kafein ayrıca hızlı koşmanıza yardımcı olabilir deniyor. Küçük bir çalışma; kafein alımının, iyi eğitimli rekreasyonel koşucularda, 5K yarışlarını daha hızlı koşmasına yardımcı olduğunu göstermiş. Yarış sürelerindeki artış sadece %1 gibi bir oran olmuş ancak; çoğu koşucu bitiş zamanı geldiğinde; kazanmaya oldukça istekli ve azimli olarak tespit edilmişler. 

Koşucularla ilgili yapılmış araştırmaların devamında ise; ayrıca, kafeinin zihinsel anlamda uyanıklılığınızı arttırdığı, ruh halinizi iyileştirdiği ve sıkı çalışma arzusunu da arttırdığı görülmüş.

Tabiki, düzenli kahve içen herhangi biri bilir ki; sabahları kafein alımı, beyninizi ve vücudunuzu hareket ettirmeye yardımcı olabilmektedir. Her gün kahve içmeye alışmış kimseler ise; bunun oldukça farkında olduğu için, kafein tüketimine devam ederler.


Dezavantajları Nelerdir

Herhangi bir egzersiz takviyesi gibi; kafein kullanmanın da bazı olumsuz yönleri olabiliyor. Mesela, kafein bir idrar söktürücüdür. İdrar yapma sıklığını ve aciliyetini arttırabilir. Koşucular için bu durum ayrı bir sorun teşkil edebilecektir. 

Buna ek olarak; koşu öncesi içtiğiniz kahveye, özellikle süt ya da başka malzemeler ekliyorsanız; sindirim sistemi ile ilgili çeşitli sorunlar da yaşayabilirsiniz. Kafein, müshil potansiyeline sahiptir. Bu nedenle bazı insanlarda ishale neden olabilir.

Kafeine duyarlı bazı hassas kimselerde ise; kafein alımı; baş ağrısı veya stres, heyecan gibi titreme yapan fiziksel bazı tepkimelere neden olabilir. Bunlar meydana gelirse; koşu konforunuz olumsuz olarak etkilenecektir.

Son olarak; bu çalışmaların kapsamı ne kadar geniş çaplı olursa olsun; yine sınırlı kalmış olduğunu görüyoruz. Ve bununla birlikte, tüm bulgular da pozitif olamamış. Örneğin, bir çalışmada; koşucular üzerinde, kafeinli kahve ile kafeinsiz kahve kıyaslaması, 800 metrelik bir koşu kapsamında yapılmış ve kafeinli kahvenin, kafeinsiz kahveye kıyasla; koşucuların üstünde fazladan bir fayda sağlamadığı tespit edilmiş.

Araştırdığımızda, kafeinin; koşu performansı üzerindeki faydalarını inceleyen pek çok çalışma; kapsamı bakımından küçük kalmış olduğu ve çalışmaların bulgularının tutarlı olamadığı görülebiliyor. Ancak, uzun lafın kısası, kafein bazı koşucuların performansını arttırabiliyor; ama tümünü de değil.

Kafein Alımı Ne Zaman Olmalı

Eğer, sabah spor koşuyorsanız; yola çıkmak için ayakkabılarınızı giymeden önce, bir fincan kahve kapmanız muhtemeldir. Fakat bazı koşucular, ek yararları nedeniyle, kafeini koşu sırasında ve sonra tüketmeyi tercih ediyor. 

Koşudan Önce Kafein

Koşu sırasında bir çok fayda sağlayabileceğinden dolayı; kafein alımı, genellikle koşu öncesi tercih edilebiliyor. Farklı çalışmalar; tüketilmesi gereken farklı miktarlar öneriyor. Bilinen ve genel olarak önerilen kafein dozları ise; vücut ağırlığının her kilogramına göre, üç ile yedi miligram kafein arasında değişiyor. Ancak; çoğu önemli kaynak, kilogram başına 5 mg gibi bir doz alımını öneriyor.

Sizin için yarış öncesi en iyi kafein doz alımı ise değişebilir. Bu nedenle, vücut ağırlığının kilogramı başına, 2-3 mg ile başlayan dozları deneyebilir; eğer gerekirse sonradan arttırabilirsiniz. Ancak; vücut ağırlığının kilogramı başına 7 mg’dan daha yüksek dozlar genel olarak tavsiye edilmiyor.

Örneğin; 68 kg vücut ağırlığı olan bir koşucuysanız; önerilen doz yaklaşık 340 mg kafein olur. Bir fincan kahve yaklaşık 95-100 miligram kafein içeriyor. Bu yüzden tam dozu almak için üç bardaktan biraz fazla içmeniz gerekebilir. 

Çoğu kaynak ise; kafein alımının zamanlamasında bir sorun olmadığını ifade ediyor. Koşunuzdan bir saat önce veya daha uzun süre önce kahve içilse bile, yine de kafeinin sağladığı avantajlardan yararlanılabiliyor. Çünkü kafeinin etkilerinin saatlerce sürdüğü biliniyor. Bu nedenle, illa koşunuzdan hemen önce kahve içmeyi denemenize gerek yok. 

En mantıklı olan; size en uygun dozu ve zamanı bulabilmek için, önerilen en düşük miktardaki dozda başlayıp; vücudunuzun bu oranlara nasıl tepki verdiğini görmek olabilir. Bunlara ek olarak, bir yarışa katılacaksanız; yarış gününde yeni bir şey denememek gerekiyor. Çünkü, önceden deneyimlemediğiniz kafein alımını, yarıştan önce ilk defa denerseniz; farklı olumsuz etkilerin ortaya çıkabileceği belirtiliyor.

Koşu Sırasında Kafein

Bazı koşucular yarışdan önce kahve içmeyi tercih ederken; bazıları ise, koşmaya başlayana kadar kafein alımını geciktiriyor. Çünkü bu şekilde, yarış ortasında bir güç artışı elde edebiliyorlar. Sadece kahve içerek değil; kafeinli sakız ya da kafeinli enerji jelleri ile de, koşu esnasında kolayca kafein alımını mümkün hale getirebiliyorlar. Ya da diğer spor takviyelerini deneyerek de bunu gerçekleştirebiliyorlar. 

Siz de koşu sırasında kafein takviyesini denemek isterseniz eğer; hangi spor besin takviyesinin kafein içerdiğini görmek için, paket üstünde yazan bilgileri kontrol etmeniz gerekiyor. Bir çok ürün; amino asitler, sodyum ve bazı çabuk enerji veren fruktoz gibi çok çeşitli ve farklı katkı maddeleri içerebiliyor.

Enerji jellerinde bulunan kafein; vücutta çok çabuk bir şekilde emilir. Böylece, yarış sırasında bu jellerden kullandığınızda, etkileri için çok uzun süre beklemeniz gerektiğiyle ilgili endişe duymanıza gerek kalmaz.

Koşudan Sonra Kafein

Tüm bu anlatımlarla beraber; koşudan sonra kahve tüketmek mantıksızmış gibi görünse de; kahve ya da kafeinli bir içeceği koşudan sonra içmek yine fayda sağlayabiliyor. Yapılan çalışmalardan biri gösteriyor ki; özellikle kilo vermek için karbonhidrat yakımına yönelik yapılan bir egzersiz sonrasında; kafein tüketmenin, kas gelişimine katkısı var.

Buna ek olarak; kahvenin zihinsel anlamda, dikkat uyanıklığı yaratmasından dolayı; sabahları koşu yapan ya da yarışan koşucuların egzersizden sonra kahve içmesi, günün ilerleyen saatlerinde işe odaklanmaları ve işteki performansları açısından destek sağlıyor. 

Bu kahve tüketim biçimi, benim de kişisel olarak tercih ettiğim bir kafein alımıdır. Genellikle yorucu bir günün üzerine, yorgunluğumu atabilmek için kahve içmeyi tercih edebiliyorum. Ya da yine aynı şekilde, spor yaptıktan sonra yorgunluğumu atabilmek ve güne daha çabuk adapte olabilmek için; kahve içerek, süreci hızlandırıyorum.

Son olarak; kahve içmenin vücuttaki yağ kullanımını iyileştirdiğine dair bazı kanıtlar olduğu ortaya çıkmış. Özellikle zayıflamaya çalışan koşucular için kahvenin bu yararı yardımcı ve destek niteliğinde olabiliyor. Ancak böyle bir amaç için, dikkat etmeniz gereken şey; kahvenizi sade içmektir. 

Kahve ve Koşma İle İlgili Mitler

Kafein bir yarışta performansınızı arttırıp veya efor algınızı azaltabilirken; koşu hızınızı önemli ölçüde azaltamaz veya koşuyu zahmetsizmiş gibi de hissettiremez. Buna ek olarak; bazı koşucular daha fazla kafenin daha iyi olduğunu düşünmektir ve hissetmektedir. Ancak bu her zaman böyle olmayabiliyor. Yarış gününde çok fazla kafein tüketimi titreme ve sinirliliğe yol açabiliyor. Bu da doğal olarak; gerçekleştirmeniz gereken odağı sizden uzaklaştırmaya neden olabilecektir. 

Kafein ya da kafein içeren içecekler bazı yararlar sağlayabilirken; akıllı ve mantıklı bir egzersiz sisteminin yerine geçemeyeceği kesindir. Büyük bir yarıştan önce yaptığınız egzersizlerde, kilometrelerce bir fark koyamadıysanız; kahve içmek de, yarış sırasında, büyük bir fark yaratmayacaktır. 

Ayrıca, kafeini çok sık tüketmek de, bir süre sonra problem yaratmaya başlayabilir. Her antremandan önce çok fazla kahve tüketiyorsanız; vücudunuz etkilere zaten alışkındır ve böyle bir durumda, yarış gününde ihtiyaç duyduğunuz yararları hissetme olasılığınız daha düşük hale gelebilir.

Son olarak; kahve ve dehidrasyon (vücudun su kaybetmesi) hakkında da bazı mitler bulunuyor. Kafein idrar yapma ihtiyacını arttırsa da; dehidrasyon riskini arttırmıyor gibi görünmektedir. Bununla birlikte, koşucuların; koşudan önce ve sonra su gereksinimlerini de ortadan kaldırmıyor. Kısacası, kahve içmek; özel olarak, dehidrasyona neden olmamaktadır ve koşucuların genel olarak koşudan önce ve sonra su ihtiyacını olumsuz yönde etkilememektedir.

Kahvenin Kalorisi ve Beslenme İpuçları

Kahve tüketim şekliniz; vücut ağırlığınızı ve koşu performansınızı etkileyebiliyor. Bir bardak sade kahve neredeyse sıfır kaloridir ve içerdiği mikro besinler; az miktarda sodyum (5mg) ile potasyumdur (116mg). Bunun dışında mikro besin yoktur. Ancak; kahvenize ne eklediğinize göre, besin değerleri de değişmektedir. 

Örneğin; kahvenize iki yemek kaşığı krema eklerseniz; kahvenize 100 kalori eklemiş olursunuz ve bu da yaklaşık 11 gram yağ eklemek demektir. Bir kaşık şeker eklerseniz; kaşık başına kalori miktarını yaklaşık 20 kalori kadar arttırırsınız. 

Tüketmeniz gereken kahve miktarını göz önüne alırken; önerilen genel bilgilere uyulması tavsiye edilir ancak; yarış öncesi kalori miktarı, kahve dozu arttırılarak sağlanabilir. 

Mümkünse, koşudan önce önerilen kahve çeşidi, sade kahvedir. Süt ürününü ortadan kaldırırsanız; mide rahatsızlığı ihtimalinizi de azaltmış olursunuz. Ayrıca bu şekilde, yağ ve kalori içeriğini de azaltmış olursunuz. Böylece, kahvenize süt eklemediğinizde; kalori miktarını ve doymuş yağ alımınızı düşük tutmaya ve kilo kontrolüne yardımcı olmuş olursunuz. 

Son olarak; bir yarıştan önce veya yarış sırasında, eğer daha önce deneyimlemediyseniz; kahve içmeniz ya da kafein almanız önerilmiyor. Herhangi bir olumsuz etkisine maruz kalmamak için; kahve tüketimini ya da kafein alımını, uzun koşularınızdan önce ve zor egzersizleriniz sırasında; yarış gününden çok daha önce denemelisiniz deniyor. Çok fazla kafein alarak, yarışa katkı sağlayacağınızı düşünebilirsiniz ancak; bunu daha önce hiç denemeden yarış günü risk alarak gerçekleştirirseniz; yarışınızı sabote etme ihtimaliniz artacaktır.

3 Ekim 2019 Perşembe

Ekim 03, 2019

Bağımlılık mı? Bağlılık mı?

bağımlılık mı? bağlılık mı?

Psikoaktif bir madde olan kafein, günümüzde milyarlarca insan tarafından tüketilmektedir. Sadece kahvede değil; çay, çikolata ve enerji içeceklerinde de bulunan bu maddenin, bağımlılık yapıp yapmadığı uzun süredir tartışmalı bir konudur. Özellikle, kahve içmeden açılamayanların, kahve içmeden kendine gelemeyenlerin ve güne devam edemeyenlerin bağımlı olduğu düşünülebilir. Düzenli kafein almanın, gerçek anlamda bir “bağımlılık” olup olmadığını bir de biz inceleyelim.



Bağımlılığı Nasıl Tanımlarız?

Bazı araştırmalar kafeini, bağımlılık kategorisinde değerlendiriyor. 

Örneğin; 2010’da “Journal for Nurse Practitioners”da yayınlanan bir makalede “Kafein; tolerans, geri çekilme ve bağımlılık da dahil olmak üzere; bağımlılık yapan bir maddede bulunabilecek tüm özellikleri karşılamaktadır” diye bir açıklama bulunmakta. Ancak; 2006 yılında, “American Journal of Drug and Alcohol Abuse”da yayınlanan bir incelemede ise; amfetaminler ve diğer klasik uyarıcılardan farklı olarak, kafeinin; çok nadiren, kullanım zorundalığı hissi verdiği belirtilmiş. Buna karşın; Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yayınladığı “Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı”nda (DSM-5) ilk defa ‘kafein yoksunluğu’ndan bahsedilmiş. Buna ek olarak; kafein zehirlenmesi de DSM-5’te zihinsel bir bozukluk olarak listelenmiş.

Bağımlılık yapan bir maddenin bırakılmasını takip eden süreçte, kişinin madde yoksunluğundan kaynaklı yaşadığı sıkıntılara ‘geri çekilme semptomları’ denir. İşte, kafein tüketimini durdurmak da; baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik, depresyon ve konsantrasyonda zorluk gibi; geri çekilme etkilerine neden olabildiği bilinmektedir. Bahsedilen bu etkiler; zihinsel sağlık el kitabında, bir kişinin sosyal durumlarda ya da iş yerinde uygun şekilde çalışabilme ve davranabilme yeteneğine müdahale edebileceğini ifade ediyor. Ancak buna rağmen; DSM-5, kafeini “use disorder” listesine dahil etmedi. Bunun yerine sadece kafein kullanım bozukluğu olarak değerlendirip; “Conditions for Further Study” başlığı altında ele alarak değerlendirdi.

Diğer bağımlılık yapan maddeler gibi; kafein kullanımı da aslında fiziksel bir bağımlılık yapabiliyor. Çünkü düzenli ve sürekli kullanımda, beynimizde bazı kimyasal değişikliklere yol açabiliyor. Örneğin; beyin hücrelerimiz, kafein tarafından bloke edilen hücreleri telafi etmek adına daha fazla adenozin reseptörü üretebilir. Bununla birlikte, bu yüksek miktardaki reseptörler, daha fazla miktarda kafein tüketme isteğinizi arttırabilir. Bu durum, düzenli kahve içicilerin zamanla neden kahveye karşı bir tolerans oluşturduğunu da açıklıyor.

Öte yandan, kafein kaynağının aniden kesilmesi, beyninizden; adenozinin bağlanabileceği bir sürü serbest reseptörün de gitmesi anlamına gelebiliyor. Bu olduğunda, güçlü bir yorgunluk hissedebilirsiniz ki; kafein geri çekilme etkisinin ana nedeni olarak bu görülüyor. 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, günlük kafein tüketimi fiziksel bir bağımlılık yaratabilirken; düzenli kahve tüketimi ise davranışsal bağımlılığı teşvik edici olarak görülebiliyor. Ancak; fiziksel bağımlılığın aksine, davranış bağımlılığı yaratan bu durum, kafein alımının kendisinden kaynaklanmıyor. Kahvenin tüketildiği sosyal çevre ve tüketime eşlik eden diğer duygular, bir bardak daha içmenizi her zaman teşvik eder ve böylece bu duyguyu tekrar tekrar yaşamak istediğinizde; davranışsal açıdan, bir alışkanlığa dönüşmesinden kaynaklı bağlılık yarattığı söylenebilir.

Yukarıda bahsedilen unsurların dışında; kahveye bağımlı olma riski çeşitli başka faktörlere de bağlı olduğu düşünülüyor. Mesela, uzmanlar bağımlı olma ihtimalinizin, kısmen genetiğinizden etkilenebileceğine inanmakta. Doğal olarak, düzenli kahve içicileri daha önce tarif edilen ve kafeine bağımlı hale gelebilecek bazı beyin değişikliklerine maruz kalma riskinde artışa sahip olabilmekteler. 

Şu an için belirsizliğini koruyan tek şey; günlük kafein alımında, vücudumuzun ve beynimizin fiziksel olarak adapte olmalarının ne kadar sürdüğüdür. Uzmanların genel olarak bildiği ve söylediği; geri çekilme etkilerinin, son kafein alımından itibaren 12-24 saat kadar kısa bir süre içerisinde ortaya çıkabildiği ve dokuz güne kadar da sürebildiğidir. Ancak burada önemli olan tek gerçek; bahsedilen semptomların genellikle ilk iki gün içinde zirve yaptıktan sonra yavaş yavaş azaldığıdır.



Kafein Bağlılığı


Kafeinin bu tartışmada yer almasının en önemli nedenlerinden biri de; dopaminle olan ilgisidir. Bir çok ilaç gibi, kafeinin de beyindeki dopamini arttırdığı doğrudur. Dopamin; hareketi, motivasyonu ve duyguları kontrol etmeye yardımcı olan bir kimyasaldır. Böylece, artan dopamin sinyali bir insanı daha uyanık ve dikkatli yapmaktadır. Çünkü kafein bu bahsedilen uyarıcı hissini tetiklediği için, uyarıcı olarak sınıflandırılır; ancak diğer klasik tehlikeli uyarıcılardan da farklıdır.

NIDA (National Institute on Drug Abuse for Teens), bağımlılığı; kullanan kişi olumsuz etkilere maruz kalmasına rağmen; bir maddenin, kontrolsüz veya zorunlu kullanımı olarak tanımlıyor. Halbuki, kafein; dopaminde ufak bir artışa neden olurken; beyindeki ödül devrelerini dengesizleştiren ve bağımlılığa neden olan büyük bir dalgalanma yaratmaz. Yani, diğer klasik uyarıcılar gibi, bağımlılık yaratabilecek kadar güçlü biyolojik değişimler yapmaz. 

Bu nedenledir ki; kafein bağımlılığı ile ilaç bağımlılığı arasındaki en belirgin fark; kahve içmeyi çok sevseniz bile onsuz yapabilecek olmanızdır. Kafeini bıraktıktan sonra; baş ağrısı, yorgunluk gibi sonuçlarla başa çıkabilir, yıkıcı ya da kendinize zarar verici davranışlarda bulunmazsınız. Yani, geri çekilme etkilerini çok hafif yaşarsınız. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, dünyanın kafein takıntısı; bağımlılıktan daha çok, bağlılık olarak nitelendirilebilir. Bağımlılık kelimesi sıklıkla normalmiş gibi kullanılsa da; kafein bilimsel açıdan bağımlılık yapan bir madde kategorisinde kesinlikle değildir.

Buna ek olarak; davranışsal açıdan günlük kahve tüketimi bir alışkanlığa dönüşmüş ise; bu durumu daha çok duygusal bir bağlılık gibi görmek de mümkün. Öncesinde de bahsettiğimiz gibi; kahvenin kişide olumlu duygular uyandırması, sosyal çevre psikolojisi gibi etmenler duygusal bir bağlılık yaratmasında etkendir. 

Burada dikkat edilmesi gereken tek bir şey vardır; o da kafein kullanım miktarıdır. Çok fazla kafein vücuda zarar verici olabilir. Ancak; çok fazla olmuş olsa bile, gerçek bir uyuşturucunun hayatınıza yapabildiği uzun vadeli ve çok kötü etkileri gibi olmayacağından emin olabilirsiniz.

Popüler Yayınlar